Forsa (Ömer Seyfettin)
Bölüm başlıkları editoryaldir.
Akdeniz kıyısında kırk yıllık hasretle bekleyen ihtiyar esir
Akdeniz'deki bir adada, ilkbaharda, denize bakan bir tepenin üzerindeki yıkık kulübede Kara Memiş yaşıyordu.
Sırtında yırtık bir çuval vardı, ayakları çıplaktı. Duvar dibindeki taşlara oturdu. Elleri ve ayakları titriyordu. Denizin gökle birleştiği çizgiye baktı. Ufukta hiçbir şey görünmüyordu, ama o kendisini kurtaracak Türk gemilerinin geleceğine inanıyordu.
Kara Memiş'in esirlik yılları, geçmiş kahramanlıkları ve kurtuluş rüyası
Kara Memiş, gençliğinde ün kazanmış bir Türk kaptanıydı. Yirmi yaşında Cebelitarık Boğazı'nı geçip aylarca kuzeye gitmiş, uzak adalardan vergi almış, karşılaştığı donanmaları küçük gemisiyle yenmişti. Yolculuklarını sarayda hükümdara da anlatmıştı. Büyük buzların yüzdüğü, altı ay gündüz, altı ay gece olan bir ülkeden aldığı kadınla dönüş yolunda evlenmişti. Oğlu Turgut, gemisi Çanakkale'den geçerken doğmuştu.
Otuz yaşında Malta korsanlarına esir düşmüş, yirmi yıl gemilerin dibinde ayakları zincirli olarak kürek çekmişti. Gücünü korumuş, zincirleri eskise de bacakları sağlam kalmıştı. Abdest alamadığı için üzülmüş, namazlarını gizlice işaretlerle kılmıştı. Elli yaşında artık iyi kürek çekemeyeceği düşünülerek bir çiftçiye satılmıştı. On yıl kuru ekmekle çalışmış, zincirden kurtulup ibadet edebildiği için şükretmişti. Memleketine dönme umudunu hiç yitirmemişti:
Bütün ümidi memleketine, Edremit'e kavuşmaktı. <...> "Öldükten sonra dirileceğime nasıl inanıyorsam, elli yıl esirlikten sonra da memleketime kavuşacağıma öyle inanırım!" derdi.
Altmışını geçince serbest bırakılmış, fakat aç ve barınaksız kalmıştı. Boş bir bağdaki kulübeye sığınmış, kasabadan topladığı ekmeklerle on yıl daha yaşamıştı. Artık gücü tükenmişti; bağ sahibi de onu istemiyordu. Karısının ve oğlunun yaşayıp yaşamadığını bilmiyordu. Yine de Türk gemilerini gördüğü rüyalarına güvenmişti. Duvar dibinde uyuyunca rüyasında limana giren donanmayı ve karaya çıkan askerleri görmüştü.
Türk donanmasının gelişi ve Kara Memiş'in oğlu Turgut'la kavuşması
Kara Memiş, kendi askerlerinin geldiğini bağırarak uyandı. Limana baktığında kalenin karşısında gerçekten bir donanma gördü. Gemilerin, yelkenlerin ve küreklerin biçiminden bunların Türk gemileri olduğunu anladı. Kalbi hızlandı; gördüklerinin rüya olup olmadığından kuşkulandı. Uyanık olduğunu anlamak için elini ısırdı, sivri bir taşla alnına vurdu. Acıyı hissedince donanmanın gerçek olduğuna inandı. Sevinç ve şaşkınlıktan dizlerinin bağı çözülüp yere çöktü.
Karaya çıkan askerler, ellerindeki al bayraklarla kaleye doğru ilerliyordu. Son gücünü toplayıp çiçekli badem ağaçlarının arasından sahile koştu. Askerlerin durması için seslenmesine karşılık Türk olduğunu bildirdi. Yanlarına ulaşınca ilk askere sarılıp onu öptü; gözyaşlarını tutamadı. Askerler sakinleşmesini bekleyip kim olduğunu sordular. Edremitli olduğunu, kırk yıldır tutsak yaşadığını ve eskiden kaptanlık yaptığını söyledi. Adını öğrenince büyük bir heyecana kapıldılar.
Ününü bilen askerler komutana haber vererek onu sandalla büyük gemiye götürdüler. Üzerine temiz giysiler giydirip başına kavuk koydular. Zırhlı komutan, kaptanlığını ve uzak denizlerdeki yolculuklarını sordu, ardından sağ kolunu açmasını istedi. Kolunda haç biçiminde derin bir yara izi vardı; karısını kuzeydeki adadan kaçırırken yaralanmıştı. İzi gören komutan ellerine sarılıp öptü ve onun oğlu olduğunu söyledi. Kara Memiş, Turgut'a kavuşmanın sevinciyle bayıldı.
Kara Memiş'in cenge katılma kararı ve al bayrakla vatanı tanımlaması
Kendine gelince Turgut, savaşmak için karaya çıkacağını söyleyip babasından gemide dinlenmesini istedi. Kara Memiş yaşlılığına rağmen kalbinin güçlü olduğunu, kırk yıldır dövüşmeyi özlediğini belirtti. Oğlu, vurulup vatana kavuşamadan ölmesinden korkuyordu. Fakat babası doğruldu ve sancağı göstererek kararını açıkladı:
Duramıyordu. Kalkan, kılıç istedi. Sonra geminin kıçında sallanan sancağı göstererek:
— Şehit olursam bunu üzerime örtün! Vatan al bayrağın dalgalandığı yer değil midir? dedi.