Pembe İncili Kaftan (Ömer Seyfettin)
Bölüm başlıkları editoryaldir.
Dîvan’ın ölümden korkmayan bir elçi arayışı
İstanbul'da, Osmanlı sarayının büyük kubbeli toplantı salonunda, bir bahar günü vezirler toplanmıştı. Yaşlı sadrazam cesur bir elçi arıyordu.
Önceki elçiye padişahın elini değil, yalnız dizini öpme izni verilmişti. Vezirler, karşı tarafın buna hakaretle karşılık vermesinden korkuyorlardı. Sadrazam, devletin onurunu koruyacak, ölüm korkusuyla boyun eğmeyecek birini bulmalarını istedi.
Şah İsmail tehdidi ve Muhsin Çelebi’nin aday gösterilmesi
Elçi, doğuda Osmanlı sınırlarını tehdit eden Safevi hükümdarı Şah İsmail'e gönderilecekti.
Barıştan yana olan Osmanlı padişahı savaştan kaçınırken, şah çevresindeki toprakları ele geçirmiş, düşmanlarına ağır işkenceler yaptırmıştı. Kızını kendisine vermeyen bir sınır beyine saldırmak için Osmanlı topraklarından geçmiş, beyin oğlunu ve iki torununu öldürtmüştü. Ardından elçiler göndererek Osmanlılara karşı düşmanlık taşımadığını bildirmişti. Buna karşılık Trabzon valisi olan şehzade, şahın ülkesine akın yapıp kardeşini esir almıştı. Şahın elçisi bu saldırıdan da yakınmıştı. Vezirler, gönderilecek temsilcinin işkenceyle öldürülmesinden çekiniyorlardı.
Vezirlerden biri, eskiden birlikte savaştığı bir adamın oğlu olan Muhsin Çelebi'yi önerdi.
Üsküdar'da yaşayan bu varlıklı adam kitap okur, kimseye boyun eğmez, devlet görevi istemezdi. Savaşlara katılmış, yüzünde kılıç yaraları taşımıştı. Sadrazam, devletine hizmet etmesi için onu ertesi sabah görüşmeye çağırdı.
Muhsin Çelebi’nin elçiliği kabulü ve Pembe İncili Kaftan planı
Muhsin Çelebi, sadrazamın huzuruna başı dik girdi; eteğine kapanmadan, gösterilen yere rahatça oturdu. Çiftliğiyle mandırasını işletir, yoksullara yardım ederdi. Bilgili ve dindardı; yükselmek için kimseye yaranmayı kabul etmezdi. Devlet görevinden uzak duruşunu, yöneticilerin dalkavukluğu ödüllendirmesiyle açıkladı. Sadrazam önce öfkelendi, fakat onu cezalandırma isteğinden vazgeçti.
Aradığı korkusuz kişiyi bulduğunu anlayarak elçiliği ona teklif etti. Şahın elçiye dokunmama kuralına uymayabileceğini, hakarete aynı şekilde karşılık verilmesi gerektiğini anlattı. Muhsin Çelebi görevi tek şartla kabul etti:
— Mademki bu bir fedakarlıktır, fedakarlık ücretle olmaz. Hasbî olur. Devlete karşı ücretle yapılacak bir fedakarlık... hakikatte şahsi bir kazançtan başka bir şey değildir.
Hazineden para almayı reddetti; masrafları kendisi karşılayacak, Sırmakeş Toroğlu'ndaki Pembe İncili Kaftan'ı giyecekti.
Kaftanın kumaşı Hindistan'dan, süsleri Venedik'ten gelmişti. Mallarını rehin verip on bin altın borç almayı, iki binini atlara ve hizmetçilere, sekiz binini kaftana harcamayı planladı. Altı ay sonra kaftanı yedi bin altına geri vererek çiftliğini kurtaracaktı. Kalan borcu için babasından kalan mandırayı kaybetmeyi göze aldı. Sadrazamın uyarıları kararını değiştirmedi. Altı ay içinde hazırlıklarını bitirdi; karısıyla iki çocuğunu, geçim paralarını vererek bir akrabasına bıraktı. Padişahın mektubunu alıp yola çıktı.
Tebriz’de hakarete karşılık verilmesi ve kaftanın bırakılması
Elçinin görkemli atları, hizmetçileri ve kaftanının ünü kendisinden önce Tebriz'e ulaşmıştı. Şah, hiç görmediği pembe incilere sahip bu elçiyi kıskandı. Tahtının arkasına cellatlar yerleştirdi, önündeki minderleri kaldırtarak konuğunu ayakta bırakmayı tasarladı.
Muhsin Çelebi içeri girince padişahın mektubunu öpüp başına koydu ve şahın ayağını öpmeden ona uzattı. Oturacak yer bulamayınca kaftanını yere serip üzerine bağdaş kurdu. Gür sesiyle, temsil ettiği padişahın atalarının da hükümdar olduğunu, onun elçisinin başka bir hükümdarın karşısında ayakta beklemeyeceğini söyledi. Cellatlar kılıçlarını çekse de sözünü bitirip izin almadan çıkışa yöneldi.
Şah kaftanın geri verilmesini emredince, peşinden gelen görevliye, şahın duyacağı sesle karşılık verdi:
— Hayır, unutmuyorum. Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz şilteniz yok... Hem bir Türk yere serdiği şeyi bir daha arkasına koymaz... Bunu bilmiyor musunuz?
İstanbul’a dönüş, kaftanın sırrı ve onurlu yoksulluk
Üsküdar'a parasız dönen Muhsin Çelebi, atları, giysileri ve değerli silahları hizmetçilerine bağışladı. Sadrazama mektubu verdiğini ve hakarete uğramadığını bildirdi. Kaftanın yerini ne onu satın almak isteyen sadrazama ne de geri almaya gelen tüccara açıkladı. Tebriz'de yaşananları kimse öğrenemedi. Kaftanı geri satamadığı için borçlarını ödeyemedi, rehinli mallarını kurtaramadı. Elçilikten kalan atıyla değerli takımını satıp Kuzguncuk'ta küçük bir bahçe aldı. Yetiştirdiği sebzeleri Üsküdar pazarında satarak ailesini geçindirdi. Ölünceye kadar yoksul yaşadı; kimseye boyun eğmedi, yaptığı fedakârlıkla övünüp karşılık beklemedi.