Topuz (Ömer Seyfettin)

Wikisum sitesinden
Bu özet yapay zekâ tarafından yazılmıştır. Metin henüz bir editör tarafından kontrol edilmemiştir ve hatalar içerebilir.
👑
Topuz
Osm. طوپوز · 1917
Öykü özeti
Özgün metin 11 dakikada okunur
Mikro özet
Bağımsızlığını kutlayan bir ülkeye hediyelerle gelen Osmanlı elçisi, prensi ağır sopayla öldürdü. Korkan askerler silahlarını bıraktı, soylular teslim oldu ve ülke yeniden Osmanlı yönetimine girdi.

Bölüm başlıkları editoryaldir.

Eflâk’ın bağımsızlık sevinci ve Dimko’nun kuşkuları

Bugünkü Romanya'nın güneyindeki küçük bir başkentte, güneşli bir günde halk bağımsızlığını kutluyordu. Şarap içen, dans eden kalabalıklar kilise çanları eşliğinde saray meydanına toplanıyor, yeni Eflâk Prensi'ni alkışlıyordu.

🤴🏻
Eflâk Prensi — genç erkek, Eflâk prensi, tahtta oturan sessiz, hareketsiz ve süslü hükümdar.

Bir yıl önce önceki hükümdarı yenerek kendisini sancak beyi ilan eden Osmanlı yöneticisine Eflâklılar boyun eğmemişti. Yabancı bir konttan yardım istemeleri üzerine Osmanlı yöneticisi bu ittifaktan çekinmiş, onlara haklarını, ayrıcalıklarını ve bağımsızlıklarını vermişti.

Saray önündeki muhafız kumandanı, sabahtan beri içtiği şarabın etkisiyle neşelenmiş, tören için beklediği Türklerin gecikmesini küçümsemişti.

👮🏻
Muhafız Kumandanı — orta yaşlı erkek, muhafız kumandanı, iri yarı yakışıklı, sarhoş, coşkulu ve küstah.

Yanındaki birinci subay Dimko ise kumandanın kansız zafer kazandıkları yolundaki sevincini paylaşmamıştı.

🧑🏻
Dimko (Birinci Zâbit) — orta yaşlı erkek, birinci zâbit, kara kuru köse yüzlü, temkinli ve kuşkucu.

Dimko, gönderilecek berat, sancak, davul ve topuzu Osmanlı'ya bağlılık işaretleri saymıştı. Kumandan ise beratın bağımsızlıklarını doğruladığını, diğerlerinin padişahın hediyeleri olduğunu savunmuştu. Dimko, onun güvenceleri karşısında sessiz kalmıştı.

Zâbit cevap vermedi. Kumandan kadar içmediği için Türkler'in hakikatini hâlâ hatırlayabiliyordu. Elini kalçasına dayadı. Atının siyah yelesine daldı gitti. Kiliselerin çanları beyninde ötüyordu.

Padişahın gönderdiği heyette üç yüz atlı bulunduğu öğrenilince Dimko korkmuştu. Kumandan bunu prenslerine verilen önemin kanıtı saymıştı. Dimko süslü kılıçların da kesebileceğini hatırlatmış, kumandan ise meydandaki dört binden fazla askerle bu küçük birliği kolayca yok edebileceklerini söylemişti.

Türk elçisinin saraya gelişi ve Eflâk’ın bir darbeyle zaptı

Türk elçisi, beyaz bir at üzerinde, gösterişli donanımlı üç yüz atlıyla meydana gelince müzik ve bağrışmalar kesilmişti. Kalabalığın açtığı yoldan ilerleyen heyeti, sarayın yakınında muhafız kumandanı karşılamıştı.

🧔🏻
Türk Elçisi — orta yaşlı erkek, Osmanlı elçisi ve asker, esmer geniş omuzlu düşük bıyıklı, sakin ve cesur.

Kumandan, tercüman aracılığıyla elçinin attan inmesini ve saraya yürümesini istemişti. Elçi itiraz etmeden inmişti. Ardından yalnız girmesi söylenince padişahın gönderdiklerini tek başına nasıl taşıyacağını sormuş, hediyeleri taşıyacak üç askeri yanına almasına izin verilmişti.

Kumandan, elçiyi arkasından yürütmekten gurur duymuştu. Saray kapısında ona ve davul, sancak, topuz taşıyan askerlere nasıl selam vereceklerini anlatmıştı. Taht salonuna varmadan elçinin kavuğunu da düzeltmiş, ardından prensi selamlayıp dışarı çıkmıştı.

Prensin çevresinde soylular ve savaşçılar ayakta bekliyordu. Elçi, koynundan çıkardığı beratı öpüp başına koyduktan sonra tahta yaklaşmıştı. Prens belgeyi sol eliyle almış, önemsemez görünerek yanındaki genç saray görevlisine vermişti.

Elçi geri çekilip askerinin taşıdığı ağır topuzu almıştı. Gözlerini yere indirerek yeniden tahtın önüne yürümüştü.

Yere bakarak yürüyor, gülümsüyordu. Bütün gözler hareketini takip ediyordu. Tahtın önüne geldi. Ansızın... Gözle görülmeyecek bir çabuklukla havaya kaldırdığı bu müthiş topuzu prensin elmaslı tacına öyle bir indirdi ki...

Prens başına inen darbeyle ölmüş, salondakiler korkudan donakalmıştı. Elçi kılıcını çekerek Ulahça, bağımsızlık isteyen asinin cezalandırıldığını haykırmıştı. Davulu taşıyan askere kapıda davul çalmasını, bir diğerine meydandaki askerlere Ulahça seslenip silahlarını bırakarak teslim olmalarını bildirmesini emretmişti. Sancağı taşıyanı da onu meydana dikmekle görevlendirmişti.

Üç asker dışarı koşarken elçi kılıcını kınına koymuş, kanlı topuzu alıp yere bırakmıştı. Ölü prensi tahttan çekerek onun yerine oturmuş ve padişah adına kendisine itaat edilmesini istemişti. Soylular ve savaşçılar, az önceki hükümdarlarının cesedini çiğneyerek yaklaşmış, yüzüne bakamadıkları elçinin elini öpmüştü.

Muhafızların teslim olması ve iki subayın öldürülmesi

Sarayın dışındaki muhafızlar da korkudan karşı koyamamış, silahlarını yere atarak teslim olmuştu. Yalnızca iki kişi öldürülmüştü: Tören düzeninin bozulduğunu söyleyerek davul çalan askere kılıç kaldıran sarhoş kumandan ile atını sürüp kaçmaya çalışan Dimko'nun başları kesilmişti. Eflâk böylece ele geçirilmişti.

Özet için «Yeni Mecmua» dergisinin 1917 yılı 25. sayısındaki öykü baskısı esas alınmıştır (İstanbul: Yeni Mecmua, 1917).